Vahşetin Çağrısı

Stok Kodu:
9786057120038
Boyut:
13.00x19.00
Sayfa Sayısı:
124
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2022-03
Çeviren:
Elif Zeynep Yıldırım
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
48,00 TL
Taksitli fiyat: 9 x 5,87 TL
Havale/EFT ile: 47,04 TL
10000 Adet Stoklarımızda
İndirimli Fiyat : 48,00 TL
150 TL ve Üzeri Kargo Bedava
9786057120038
759058
Vahşetin Çağrısı
Vahşetin Çağrısı
Scala Yayıncılık
48.00

Birden kampın sinsi sinsi dolanan kürklü yaratıklarla dolu olduğu fark edilmişti. Yakınlardaki bir Kızılderili köyünden kampın kokusunu alarak koşup gelen, açlıktan ölmek üzere seksen yüz kadar haski idi bunlar.

Buck ile Spitz dövüşürlerken sürünerek kampa girmişlerdi ve iki adam ellerinde kalın sopalarla aralarına atladığı zaman da dişlerini gösterip savaşarak geri çekildiler. Yiyeceğin kokusu onları çılgına çevirmişti. Perrault, bir tanesinin kafasını yiyecek kutusuna soktuğunu gördü.

Sopası sıska kaburga kemiklerinin üzerine sertçe inince de yiyecek kutusu devrilerek içindekiler yerlere saçıldı. O anda da açlıktan ölen ne kadar hayvan varsa hepsi birden toplanıp ekmeği ve tuzlanmış domuz etini kapışmaya başladılar. Sopalar önüne gelenin üzerine iniyordu.

Üzerlerine yağan darbe yağmuru altında, hayvanlar, acı acı havlıyor ve uluyor ama en son lokmayı da midelerine indirene dek çılgınca bir mücadele vermekten de geri kalmıyorlardı. Bu arada, hayretler içindeki takımın köpekleri de çukurlarından fırladıkları anda gözü dönmüş istilacıların saldırısına uğramışlardı.

Buck hayatında hiç böyle köpekler görmemişti. Kemikleri sanki derilerini yarıp dışarı fırlayacak gibiydi. Kirli ve sarkmış postlarının ancak örtebildiği kemiklerden, alev alev yanan gözlerden ve aralarından salyalar akan dişlerden oluşuyorlardı sadece.

Ama açlığın verdiği çılgınlık, onları, direnmenin mümkün olmadığı dehşetengiz yaratıklar haline getirmişti.

Birden kampın sinsi sinsi dolanan kürklü yaratıklarla dolu olduğu fark edilmişti. Yakınlardaki bir Kızılderili köyünden kampın kokusunu alarak koşup gelen, açlıktan ölmek üzere seksen yüz kadar haski idi bunlar.

Buck ile Spitz dövüşürlerken sürünerek kampa girmişlerdi ve iki adam ellerinde kalın sopalarla aralarına atladığı zaman da dişlerini gösterip savaşarak geri çekildiler. Yiyeceğin kokusu onları çılgına çevirmişti. Perrault, bir tanesinin kafasını yiyecek kutusuna soktuğunu gördü.

Sopası sıska kaburga kemiklerinin üzerine sertçe inince de yiyecek kutusu devrilerek içindekiler yerlere saçıldı. O anda da açlıktan ölen ne kadar hayvan varsa hepsi birden toplanıp ekmeği ve tuzlanmış domuz etini kapışmaya başladılar. Sopalar önüne gelenin üzerine iniyordu.

Üzerlerine yağan darbe yağmuru altında, hayvanlar, acı acı havlıyor ve uluyor ama en son lokmayı da midelerine indirene dek çılgınca bir mücadele vermekten de geri kalmıyorlardı. Bu arada, hayretler içindeki takımın köpekleri de çukurlarından fırladıkları anda gözü dönmüş istilacıların saldırısına uğramışlardı.

Buck hayatında hiç böyle köpekler görmemişti. Kemikleri sanki derilerini yarıp dışarı fırlayacak gibiydi. Kirli ve sarkmış postlarının ancak örtebildiği kemiklerden, alev alev yanan gözlerden ve aralarından salyalar akan dişlerden oluşuyorlardı sadece.

Ama açlığın verdiği çılgınlık, onları, direnmenin mümkün olmadığı dehşetengiz yaratıklar haline getirmişti.

Birden kampın sinsi sinsi dolanan kürklü yaratıklarla dolu olduğu fark edilmişti. Yakınlardaki bir Kızılderili köyünden kampın kokusunu alarak koşup gelen, açlıktan ölmek üzere seksen yüz kadar haski idi bunlar.

Buck ile Spitz dövüşürlerken sürünerek kampa girmişlerdi ve iki adam ellerinde kalın sopalarla aralarına atladığı zaman da dişlerini gösterip savaşarak geri çekildiler. Yiyeceğin kokusu onları çılgına çevirmişti. Perrault, bir tanesinin kafasını yiyecek kutusuna soktuğunu gördü.

Sopası sıska kaburga kemiklerinin üzerine sertçe inince de yiyecek kutusu devrilerek içindekiler yerlere saçıldı. O anda da açlıktan ölen ne kadar hayvan varsa hepsi birden toplanıp ekmeği ve tuzlanmış domuz etini kapışmaya başladılar. Sopalar önüne gelenin üzerine iniyordu.

Üzerlerine yağan darbe yağmuru altında, hayvanlar, acı acı havlıyor ve uluyor ama en son lokmayı da midelerine indirene dek çılgınca bir mücadele vermekten de geri kalmıyorlardı. Bu arada, hayretler içindeki takımın köpekleri de çukurlarından fırladıkları anda gözü dönmüş istilacıların saldırısına uğramışlardı.

Buck hayatında hiç böyle köpekler görmemişti. Kemikleri sanki derilerini yarıp dışarı fırlayacak gibiydi. Kirli ve sarkmış postlarının ancak örtebildiği kemiklerden, alev alev yanan gözlerden ve aralarından salyalar akan dişlerden oluşuyorlardı sadece.

Ama açlığın verdiği çılgınlık, onları, direnmenin mümkün olmadığı dehşetengiz yaratıklar haline getirmişti.

Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat